Kek çırpmak mı ve film çekmek mi?

İş hayatıma bilgisayar animasyonları ve prodüksiyon işleri ile başladım. Daha sonra programcılık yanım ağır bastığı için sektör değiştirdim ama küçük bir parçam da hep prodüksiyon işinde kaldı.

Beni tanıyanlar bilirler, çocukluğumdan beri fotoğrafçılığa merakım vardır ve fırsat buldukça fotoğraf çeker paylaşırım. Haliyle çevremde meraklı bir çok kişi ile konu oldukça sohbet ederiz.

Son günlerde artık DSLR’lerin de video çekebilmesi ile video çekimi daha bir popüler oldu. Biraz paraya kıyan iyi bir DSLR alıp film çekebileceğini düşünüyor. Prodüksiyon geçmişime ve fotoğrafçı gözüme güvenen bir kaç kişi de fikir aldığında onlara çok basit bir örnek verdim. Aslında verdiğim örneğin anlatımı basit; oysa iyi bir kek yapmak marifet ve tecrübe ister.

Havuçlu Kek (Starbucks Carrot Cake)

Evet, film çekmenin bence kek yapmaktan bir farkı yok. Nasıl ki elinize mikseri alıp kek yapamayacaksanız; kamerayı alan biri de film çekemeyecektir. Çünkü kek yapmanız için iyi bir mikserinizin olması hiç bir anlam ifade etmez. Öncelikle bu bir süreçtir. İşi iyi yapacağım diyorsanız, öncesini, yapım aşamasını ve sonrasını (çıktıları) düşünmeniz gerekmektedir.

Peki nasıl film yaparız? (yada yapılmalı)

Bi kere komşudan alacağınız un ile, evde kalan yumurtalarla, annenizin mikserini kullanarak kek yapmamalıyız. Bu çok amatörce olur. Önce neler gerekli? Hem ekipman olarak hem de malzeme olarak gerekenleri belirlemeliyiz.

  • Fırın – Set / Sahne
  • Mikser – Kamera
  • Cast – Un, şeker, yumurta, vb.
  • Işık, ses, bir sürü teknisyen, mutfaktaki diğer yardımcılar, daha bir sürü şey. Listemiz uzayıp gider..

Bunlar, filmimizin, pardon kekimizin maliyetini ve bütçesini belirleyecektir. Sadece bir adet kek yapmak için gidip yeni bir fırın almazsınız. Ama elinizdeki fırın iyi değilse ve kek yapmaya uygun değilse de kusura bakmayın ama kek yapamazsınız. Yada komşunuzun, annenizin fırınını kullanırsınız ki her defasında aynı sonucu vermeyecektir. Cevizin tazesini, unun iyisini, köy yumurtasını almanın bir maliyeti olacaktır ve bu her zaman doğru orantılı olarak artacaktır. İyi malzemeler pahalıdır. Dolayısı ile iyi kek yapmak ta pahalıdır, iyi film yapmak ta.

Bütün listemiz hazır olduğunda bize bir tarif gerekecek. Evet kek yapacağız ama neli olacak? Nasıl olacak?

Her şey hazırsa işte o zaman kek yapmaya başlayabiliriz. HAYIR, çünkü öyle olursa sadece kek yapmış oluruz. Oysa kekimizi ikram edebileceğimiz misafirlerimiz olmalı. Onları davet etmeli; kekin yanına bir çay yada kahve yapmalıyız. Kekimizi koyacağımız tabaklar ve servisler ve hatta sunuş şeklimiz bile kekimizin puanını doğrudan etkileyecektir. İşte bunları da düşündükten sonra artık hazırız demektir.

İlk defa kek yapıyorsanız ve tarife uygun yaptıysanız, şansınız da yaver gittiyse beğeni kazanırsınız ama bu sizin bir sonraki kekinizi de aynı kalitede yapacağınızı göstermez hatta bir sonraki kekiniz muhtemelen daha kötü olacaktır. Çünkü istediğiniz kadar ölçün, tartın, biçin bu işte kazanmanız gereken tecrübeleriniz vardır. İşte bu yüzden annelerimiz, anneannelerimiz yada usta şefler her defasında aynı filmi pardon keki çıkarmayı başarıyorlar.

İyi bir kek yapmanın üç kuralı vardır:
1. İyi (hatta en iyisi) ekipman ve malzemeler
2. İyi bir tarif ve standartlar
3. Tecrübe

Ülkemizde çekilen bir çok film ne yazık ki, hadi toplanın kek yapıyoruz diye çekilen filmler olduğu için ve çoğu zaman da ucuz malzemelerle yapıldığı için iki günde bayatlıyorlar ve herkes tarafından beğenilmiyorlar.

Bir de parası olan tipler var. Ellerinde en iyi mikseri alıp, en iyi malzemeleri masaya koyup, çok ta sağlam bir tarifle ama hiç tecrübesi olmadan kek yapanlar. Onların ki ego gösterisi. Hatta adam tutup yaptırırlar. Ellerinin una değmesinden çekinirler kek yaparken. Üstelik önlerindeki tarife müdahale edip, cimrilik yapmayıp daha güzel olsun diye cevizini, tarçınını daha çok koyarlar yada koydururlar. Sanırlar ki en iyisini yapıyorlar ama ölçü kaçınca içindeki malzemeler ne kadar kaliteli olursa olsun insanın içini bayar. Böyle tipler hiç bir zaman kötü kek yaptıklarının farkına da varamazlar. Çünkü keklerini yiyenler hep çevrelerindeki yalakaları olur ve biri de çıkıp olmamış diyebilme cesaretini gösteremez. Bu tipler çok tehlikelidir. Hiç sevmem. İnşallah bir gün nesilleri tükenir.

Bütün bu yazdıklarım naçizane görüşüm olup kimseyi film yapamamakla yada kötü yapmakla suçlamıyorum. Sadece elinize bir kamera alarak yada yönetmen koltuğuna kurularak film çekmenin aslında kek yapmak kadar kolay olmadığını vurgulamak istedim. Umarım bu benzetmeyi iyi anlatabilmişimdir.

1 yorum:

Demet Argun dedi ki...

Bazı alanlar dışarıdan çok basit görülüyor. Çünkü yapılan eylemin zor bölümü deklanşöre basarken kamera üzerinde değil, insan beyninde gerçekleşiyor. Bu gölüm ise ne yazık ki gözle görülebilen bir durum değil. Bir fotoğraf veya filim çeken birinin ne yapmak istediğini bilmesi ve onu gerçekleştirebilmesi için kurgulaması, yönlendirmesi gerekir. En zor bölüm bu. Deneyimleyen herkes işin içine girince bunu anlıyor ve yaşanan stresin haddi hesabı olmuyor.
Güzel bir blog yazısı olmuş. Paylaşım için teşekkürler.